Neden yazar oldum

 “…Karşımdaki ulu çınara bakıyordum, araştırmacı gözlerle. Bebek Camisi’nin hemen önünden tüm çevresine haykırıyordu. “Buranın kralı benim. Ben zaten buradaydım sizler benim yamacımda toplandınız.” Çınarın en tepelerinde yer alan irice bir yaprağın gözenekleri, göz bebeklerim ile flört hâlindeydi. Sanki benimle iletişim kurmak istiyordu yeşilin en güzel tonu. Boğaz’ın coşkusunu kendisine getiren rüzgârla beraber bana jestler, mimikler yapıyordu. Bir şeyler fısıldıyordu sırf benim için. Yüksek basıncın ani bir hamlesiyle o yıllara, fırtınalara dayanmış heybetli çınarın koca yaprağı, baba ocağından uçtu, koparak havada süzülmeye başladı. Belli ki cazibeme dayanamamıştı ve tam bana doğru geliyordu. Hemen sağındaki Boğaz’ın gözleri çakırkeyif kılan güzelliğine bile bakmamıştı.

Koca Yusuf’un eli kadar büyük yaprak kol menziline girince onu yakalamaya çalıştım. Rüzgârdan da aldığı güçle ellerimden şampiyon bir artistik buz patencisi kıvraklığında sıyrıldı. Hemen akabinde bir Osmanlı tokadı ihtişamıyla suratımın sağ tarafına çarptı. Yediğim dayak bir mesaj gibi geldi bana…”  

2012 yılının mayıs ayında, bir kahvaltı organizasyonunun ertesinde, evime dönüş yoluna başlamak üzereyken Bebek Parkı’nda amaçsızca zaman geçiriyordum. Buğulu düşünceler eşliğinde çevremdeki detayları gözlemliyordum ki Soğuk Lodos’un ikinci bölümünde yer alan yukarıdaki pasajı bizzat yaşadım. Bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. O anda beynim değil de omuriliğim hükmetti vücuduma. Tamamen refleks olarak, bankta yanımda oturan dizüstü bilgisayara yöneldim ve onu açtım. Ortaya çıkmak için fırsat kollayan yılların birikiminin dışa vurulma vakti gelmişti. Birbirinden farklı amaçlarla kullandığım Word artık hak ettiği kullanıma kavuştu.

Hayatta şans faktörünün kişisel gelişim üzerinde son derece büyük bir rol oynadığını düşünürüm. O anda tamamen farklı amaçlarla yanımda bulunan ve diğer zamanların aksine şarjı ağzına kadar dolu olan bilgisayarımın varlığı benim için hayatta yeni bir sayfa açtı. Yıllar önce, üniversiteli zamanlarımda, yeni tanışmış olduğum dizüstü dünyasının temsilcisiyle oynarken; vatani görevimi bilgisayar önünde yaparken; iş yerlerinde sıkıldığım anlarda ekran karşısında vakit geçirirken yazamadığım o yazarlık hayatımın ilk cümlesini, karşımdaki ekranla 2012’de buluşturdum. O koca yaprak beni harekete geçirmeyi başarmıştı. O gün Bebek’in farklı köşelerinde on saat boyunca yazdım. Kendimi doğalıma bırakmıştım sonunda. Kelimelerle oynamanın akıntısına bu şekilde kapılmış oldum ve biliyorum ki artık istesem de kurtuluşum yok.

 ben kimim